Gerçek Bir Aşk Hikayesi-3
25.01.2008
Geçmek bilmeyen koskoca dört gün.
O gün evlerinin karşısındaki inşaat halinde olan bir binanın köşesinde onu beklemeye başladım.Evden çıktığını görür görmez bir ıslık çalarak beni fark etmesini sağladım.
Soran gözlerle ve ellerimi iki yana açarak cevabını beklediğimi anlatmaya çalıştım.Beni gördüğünde ilk fark ettiğim gülümsediğiydi.Başını “evet” anlamında sallayarak tekrar içeri girdi.Dünyalar benimdi artık o anda yaşadığım mutluluğu ömrüm boyunca bir daha yaşayabileceğime inanmıyorum.
Sene 1976.
Yaşadığımız yer küçük bir yer herkes herkesi tanıyor dolayısı ile böylesi iç içe bir sosyal yapının içinde iki çocuğun aşkı çok zor koşullar altında filizlenmişti.Konuşmak gibi bir durumu ne o nede ben aklıma bile getiremiyordum.O halde tek iletişim şekli olarak mektuplaşmaktan başka bir seçeneğimiz yoktu.İlk üç beş mektubu o günlerdeki arkadaşımı kurye olarak kullanarak ona gönderdim aynı şekilde ondan mektuplar aldım ancak bu dahi o günkü yapı itibarı ile çok geçerli bir yöntem değildi .Nasıl bu işi çözerim diye düşünürken aklıma ilginç bir fikir geldi.Öyle ki bu günkü cep telefonlarının yerini tutar mı bilemem ama ben 32 sene önce iletişim problemini kendi yöntemlerimle pekala da çözmüştüm. Mektup sorununu şöyle çözdüm.Evlerinin dört tarafı bahçe duvarları ile çevriliydi.Ben mektubumu geceden ön bahçe duvarının dibine koyuyordum .O sabahleyin mektubu alıyor yine akşam aynı taşın altına cevabını bırakıyordu. .İşte o günlerde bu aşkın en büyük yardımcısı destekçisi olan ablam bir mucize kabilinde tamda evlerinin karşısındaki eve taşındı.Bu olaydan sonra ikinci iletişim ihtiyacı ortaya çıkmıştı .Sadece akşam alacağım mektubun heyecanı bana yetmiyordu, konuşamıyordukda o halde !
İşte bir başka ilginç taktik yine benim tarafımdan icat edildi .Ablamla karşı karşıya oturdukları için camdan cama bakışırken,cama alfabe harfleri ile büyükçe “seni seviyorum” yazdım.Başımla anladın mı diye sorduğumda oda aynı şekilde “bende seni” diye yazdı.Bu andan sonra mektup haricinde bütün iletişimimizi yıllarca havaya yazı yazarak ve çok ta anlaşılır bir biçimde sağladık.
Ve büyük aşk yolculuğumuz başlamıştı herşey çok güzel gidiyordu.Ben bu arada orta okula gidiyordum.Hadi okulun adını vereyim bari Sağmalcılar Lisesi.İstanbul Kartaltepe’de çok güzel bir okuldur.Bu arada bizler saklamak için ne kadar gayret sarfetsekte bilen arkadaşlarımızın müşterek arkadaşlarımıza ,evlerinde anne veya kardeşlerine söylemeleri neticesinde sırrımız çok ta uzun sayılmayacak bir süre içinde neredeyse mahallenin tamamına ve kısa bir süre sonra da onun ailesine kadar gitti ve bizim için zor günler başladı.
Artık ablamlara dahi gizli gizli gidebiliyor,kızın evde herhangi bir baskı görmemesi için mahalleliden bile saklanma ihtiyacı hissediyordum.Zorda olsa sonunda dayak yeme riskide olsa oraya gitmektende kendimi alıkoyamıyordum.Zaten bir abisi vardı benden yaşça da fizik olarakta büyük, bu da yetmezmiş gibi üç tane eniştede çıkmazmı karşıma ?
Birisi araba ile beni kovalar diğeri işyerimize gelip karate kartını göstererek “akıllı ol”mesajı iletir.Bir diğeri ise bizimkini alıp (güya benden uzaklaştıracaklar) kendi evine götürür.Tabi ki küçük kalbimde büyüttüğüm aşk bunların hiç birisine “eyvallah” demeyecek kadar güçlü ve inatçıydı.
Bugünlerde bir protesto şekli var hepiniz bilirsiniz Işıkları söndürmek gibi toplumsal bir hareket.İşte bugünlerin bir protesto şekli olan bu hareketi biz otuz yıl önce yine bir iletişim aracı olarak kullanıyorduk.Öyle ki Lambayı üç kere açıp kapamak sureti ile her gece birbirimize “seni çok seviyorum” mesajı gönderiyorduk.Çok ama çok mutluyduk ve bunun bir şekilde bozulması en büyük kabusumdu.
Çünkü hayat, hiç bir insan için aynı çizgide seyr etmemişti.
devam edecek…
Kategori: Aşk Hikayeleri

Hadi Yorum Yazalım