duracağım burada gidişini seyredeceğim kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim kavgasız olacak, fırtınasız olacak saçma sapan olacak organlarım birbirine vuracak arkandan sessiz bakacağım ben yine salağı oynayacağım…
gönlüme bir kor düşer gitme öyle zamansız önce hayaller biter yanar külsüz dumansız
baharlar hiç gelmez mevsim hep kış olur günlerime güneş doğmaz hislerim uyur
dilimden hiç düşmez adın hasret olur yüreğimde sızı dinmez gülmek güç olur Devamını okuyun…»
Acının dağlandığı anlar vardır… aramaya gerek yok, o gelir bulur… Beraber gidilen bir lokantanın kapanması bile üzüntüdür… Veyahut lokantanın yerine dükkânı çiçekçinin tutması… Gözyaşından çorba olmaz ama… Dilin, damağın yanar tuzdan… Soğutamazsın… Zamansiz, kırmızı bir toka çıkar nereye saklanmışsa… Saçı toplasın diyedir küçük canavarın dişleri… Ve fakat dağıtıp ısırır, acıyan ne varsa… Yaşananları… Yaşanmak için sıraya girmiş ihtimalleri… Yapılmayanları… Sadece erkek olduğum için koridor tarafına oturmak durumunda kaldığım, yani gam kenarının yine bana düştüğü, bir otobüs yolculuğumuz olmadı hiç uzaklara… sen benim omzumda uyuya kalmadın hareket halindeyken… biz durduk… Durdurduk… Gidebilirdik oysa… Kimseden gizlenmemiş, sadece bizi gizleyen bir tatile belki… Bir akraba düğününde dans etmedik meraklı akbaba bakışları altında mesela… Çok severdim yatakta kahvaltıyı ama, buna uygun bir tepsimiz bile olmadı… Alabilirdik… Biraz daha bekleseydik… Zamanın dövdüğü bir hüzün ustasiyim ben… Kelimelerim tuğla tuğla… her satırbaşında turuncu intihar hissi… Aklım, dilim, cümlelerim hep geçmişte… Geçmiş geçmiş de… ben geçemiyorum ki… Bazen duruyorum yürüdüğümüz bir yerde… Ayaklarımız diyorum, bir ara aynı anda buradaydı… Beraber bastık bu toprağa… Sahi var mıdır o günden bugüne kalan bir toprak zerreciği? Tuhaf tutsaklığımın, her şeyden sen çıkarışımın şahidi kalmış mıdır etrafta? Bu bardaktan su içmişti… Bu sandalyede oturmuştu… Bu bankanın önünde buluşmuştuk ilk kez… Hiç gözümün önünden gitmiyor, çimlerin üstüne denk gelmiş tavla maçımız… Elimizde soğumuş kahveler, tadı bizden önce kaçmış kekimiz… Ve ikimiz de aynı anda mars olduk kıra kıra birbirimizi… Bir Allah’ın pulu durduramadı bizi…
Ustam! Aklım firarda. Gözbebeklerimde müebbet hüzün, Dilimde ay kesiği bir yara, Düşüm kırık dökük, Umudumun boynu bükük, Bir öksüzün omuzlarında sükut. Yüreğim sana emanet sıkı tut. Tut ki; kancık pusulara düşmesin. Bir hain kurşunu gelip deşmesin.
Ustam! Ne zaman o senin bildiğin zaman, Ne sevda gördüğün masallardaki. Eskiden, Halı tezgahında dokunurdu aşklar, Nakış nakış, körpe kız ellerinde. Mendillere yazılırdı isimler, Yüreklere kazılırdı gizlice. Sevdalılar asil ve de yürekli Sevdalar, kavgalar iki kişilik. Oysa şimdi; Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde. Meşru sevdalardan, Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara, Günahkar gecelerden.
” Coco-cola gibi hayatimin tadisin,tefalsin herşeyin en iyisini bilirsin,cornettomsun aşkimla erirmisin,yeni rakimsin hayata yeniden bakişimsin,efesimsin içtikçe bitmeyen nefesimsin,nutellamsin en değerli türk findiğimsin,hanimellerimsin anne eli değmiş gibisin,arçelik gibisin çelik gibi kuvvetlisin,ikea gibisin ewimin herşeyisin,turkcell gibisin hayata seninle bağlaniorum (:
Aş kendini gel aşka Adımların geri gider yürüyemez Kafan hep karışık, aşka gelmez Ama aş kendini böyle güzel Hayatında bir gün hadi aşka gel Harekete geç korkmam olmaz İçinden gelen beynine ulaşmaz Ama aş kendini böyle güzel