Anasayfa - Sohbet

Favorilerime Ekle | Ana Sayfam Yap | iletisim | Kayıt ol | Giriş


Bazı duygular vardır anlatılamaz

Bazı duygular vardır anlatılamaz

Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece.
Sevenin sevdiğini bilmesi kadar, sevilen de anlar sevildiğini.
Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez.
Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile…
Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu
sevme hakkından alıkoyamaz.

Sevmek çoğu zaman var olmaktır.
Sonunda bizi yok olmaya götürse bile.
Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum.
Sen bile buna karşı koyamazsın.
Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim.
Bir zaman başkalarında aradım seni,
başka yüzlerde, başka ellerde aradım.
Aldandım, fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim.

Nasıl olsa gelecektin birgün.
Ve işte geldin de!
Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya,
bilmediğim kederleri öğretmeye geldin.
Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım
hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana.
Birgün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim.

Bu selin akışını hiçbirşey duduramaz artık.
Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma.
Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin,
mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri
beraberinde sürükleyerek gideceksin.
İşte o zaman yoklukların
en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım.

Ergeç gideceksin; beni anlayamadan,
beni sevemeden gideceksin.
Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden,
tesellisiz bir hüzün kalacak.
Yıllardır aradığım sendin
ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım.
Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni
Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden…

Geldin ya!
Şimdi herşey güzel seninle.
Yürümenin, konuşmanın,
nefes almanın bir başka anlamı var artık.
Sen varsın ya, herşey bambaşka gözlerimde

Hadi Yorum Yazalım 14.10.2007 Emre Kurt

Seni bende unuttun

Seni bende unuttun

 

Bir akşamüstü bir rüzgâr yapıştı belime, içtik beraber.
Sarhoşluk daha çok acıtır dedi, gözleri yaşararak.
Önce inanmadım.
Sonra kudurdu, kudurdu.
Başım döndü, bağırdım…


Devamını okuyun…»

Yorumlar 1 14.10.2007 Emre Kurt

Karşılıksız sevgi

Bir varmış bir yokmuş evel zaman içinde birtane melek isimli birkız varmış bu kız KENAN isimli birini sevmiş ama o melegin suratına bile bakmazmış resmen melegin yanında başka kızlarla fingirdermiş melek ise öyle bakmaktan başka hiç birşey yapamazmış birgün melegin arkadaşları gidip kenanla konuşmaya karar vermişler ve gidipkonuşmuşlar o bise cevap vermemiş arkadaşları melege kenanla konuştuklarını söylemişler ve melek gidip kendi konuşma karar vermiş gidmiş konuşmuş ama gene konuşmamış melek ise kaderine boyun eyip unutmaya çalışmış ama unutamamış çünkü onu hala seviyormuşmelek ne zaman birisiyle çıksa genede yapamıyormuş kenanı her geçen daha çok özlüyor ve hala çok seviyormuş birgümn dayanamayıp intar etmeye karar vermiş ve evde kimse yokken kendini asmış bu yaşanmış olaydır.

Yorumlar 8 14.10.2007 Emre Kurt

Sesine sözüne hasret

 

Biliyor musun en çok mektuba başlamam gereken hitap şeklinde zorlandım. Bir başlasam sonu gelecekti eminim! Ama sıradan sözcükleri hiç yakıştıramadım sana, yapmacık sözlere konduramadım seni… Sonra sana hiç mektup yazmadığım aklıma geldi, içim burkuldu, canım acıdı…

Bu mektubu sana gurbetten yazıyorum; sesine sözüne hasret, yüzüne hasret, sıcağına hasret gönlümle başlıyorum mektubuma. Seni o kadar çok özledim ki; Meğer hiç bir kucak seninki kadar sıcak değilmiş, hiçbir acı senin yokluğuna bedel değilmiş. Hiç ama hiçbir hasret senin özlemin kadar yakmazmış içimi.

En acısı, dost bildiklerim, yâr seçtiklerim toplanıp bir araya gelseler, senin çeyreğin bile edemezmiş. Bilsen ne zor bunları itiraf etmek kendime ve sana… Gurbet bile gururumu söndüremedi. Hâlâ gururlu, şımarık, kucuk kızınim. Hayır, hayır yavrunum. ‘Ben artık bir genç kızım, başkalarının yanında bana yavrum deme.’ derken bile böyle düşünüyordum inan. Şimdi içten bir seslenişine, Yavrum! hitabına öyle ihtiyacım var ki…

Hatırlıyor musun? İlk yürümeye başladığım anları anlatırken ellerimi bırakmadığın için sana kızdığımı, hırslandığımı ve bir an önce yürümek istediğimi söylerdin. Şimdi sakın bırakma ellerimi, anneciğim. Evimizin yumuşak halıları değil yürüdüğüm yollar, bir düşersem halim yaman. Ellerini, sevgini, duanı, desteğini ve sıcağını hiç esirgeme benden.

Hani küçükken en çok kimi seviyorsun diye sıkıştırıp dururdum seni. Ağzından “Seni!” cevabını alana kadar bırakmazdım eteklerini… Seni abimden, babamdan ve ablalarımdan kıskanırdım. Hâlâ büyüyemedim, hem şimdi daha çok kıskanıyorum. İçindeki sevgiyi ve gözlerindeki derin şefkati yalnız benim için sakla…

Ama yapamazsın degil mi? Ana yüreği dayanmaz… Senin sevgin hepimize yeter, ana olunca ben de anlarım değil mi? Aslında en çok bu huyunu seviyorum. Adaletini ve yufka yürekliliğini, anne şefkatini… Fakat hâlâ babam işe giderken boşalan yatağını en çok benim hak ettiğimi düşünüyorum.

Seni öyle özledim ki!..

Şu bilmem kim tarafından icat edilen telefon bile dindirmiyor içimdeki hasreti. Gurbetin yağmurları, söndürmeye yetmiyor içimde büyüyen ateşi… Beni buralara yollarken, “Daha güçlü ol!” diyordun ya, sana kavuşunca öyle bir sarılacağım ki, gücüme şaşacaksın. Sevgimin gücünü sen de anlayacaksın.

Yılların yükünü çekmiş, yorgun ama dimdik omuzlarını özledim.

Dolaplarımı düzenlerken, eşyalarıma bakıp bakıp ağladığın duyuyorum. Yahut arkadaşlarımla konuşurken gözlerinin dolduğunu… İçim acıyor ama bilsen nasıl seviniyorum. Yokluğuma alışamamış olman, mest ediyor beni…

Puslu gözlüm, dert ortağım! İnan içim içimi yiyiyor, ya bitmezse gurbet geceleri, ya geçmezse hasret saatleri, ya vuslat ateşiyle bindiğim mavi tren getirmezse beni… Uzar da yollar kavuşamazsam sana, ya özlem alışkanlık olur da unutursan beni.

Ama beni unutmaman için hep dağınık bırakacağım odamı. Söylene söylene toplarken, yine gözyaşların ıslatacak eşyalarımı. Babam yine dalga geçecek, anlatacak bir bir ağladığını. Ya ben…

Arkadaşlarım çınlatacak odamın duvarlarını, hep anne kokan ilâhilerle… Güçlü ol demiştin ya, ben de yorganı çekmeden başıma hiç ama hiç ağlamayacağım. Ama sonra, Allah ne verdiyse…

Anneciğim! Gözyaşlarım söndüremez içimde yanan ateşi… Çünkü yokluğun, bilmem kaç nüfuslu şu kocaman şehirde kendini yapayalnız hissetmek gibi, imkânsız bir şeyi diz çöküp de Yaradan’dan dilemek gibi.. En azaplı günahlardan sonra sızlayan vicdanım gibi…

Gül kokulum, puslu gözlüm!

Sakin sensiz, sevgisiz ve duasız bırakma beni… Sevgilerle… Beş parmaktan biri…

Yorumlar 3 14.10.2007 Emre Kurt

Seni hayal ediyorum

Seni hayal ediyorum. Hiç konuşamadığım seni. Sesin aynı köpüklü dalgalar gibi. Sen konuşunca dalgalar susacak, sadece seni duyacağım. Gülüşün aynı güneşler gibi, sen güldüğünde güneş sönecek. Sadece sen ısıtacaksın beni…

Öyle bir kalbin var ki, en az benim ki kadar büyük, öyle bir aşık olacak ki, en az benim ona aşık oldugum kadar. “Gel” diyecegim. “Karşıma otur”.

Gözlerine dikecegim gözlerimi. O güzel, bakınca kendimi kaybettiğim gözlerine.

Onu ne kadar sevdiğimi söyleyecegim. Karşısına geçtiğimde ayaklarımın titrediğini, boğazımın kurudugunu, bir merhaba bile diyemedigimi söyleyecegim.

O gülecek. Güldüğünde yanaklarında güller açtıran gamzeleri ile gülecek.

Ve hayalim bitecek.

Karşımda yine sen olacaksın. Ama sadece yüzüme garip garip bakacaksın.

Çünkü son üç denememde olduğu gibi karşına geçip sana aval aval bakan biri karşındaki.

Normal olarak sinirleneceksin ama bir bilsen söylemek istediklerimi…

Ben böyle değilim bir bilsen.

Sadece seni görünce, sadece karşında olunca öyle olduğumu hiç bir zaman bilemeyeceksin.

Ben senin için herzaman arada bir karşına çıkıp, buram buram terleyen biri olarak kalacağım.

Hadi Yorum Yazalım 14.10.2007 Emre Kurt

Garip Bir Aşk Öyküsü

Garip bir aşk öyküsü

yıllar sonra benliğimi etkileyen tek kadın…
aylar süren yazışma ve konuşmalardan sonra ilk görüşme…

işten çıkarken hiç heyecanlı değildim, vapurda kasılmaya başladım, takside şaftım iyice kaydı, 30 dakika var, 20 dakika var diye sayıkladım. gittim, tam vaktinde buluştuk. minnacık dünya tatlısı bir şey. sevdiğim, manzarasini beğendiğim bir yere gittik. çok mutlu oldu. uzaklarda denizi özlemiş. konuştuk, ettik. korktuğum gibi olmadı. çok keyifliydi her şey. sonra biraz yürümek istedi. sahilde yürüdük. istanbul’un işiklarini seyrettik. üşüdü biraz. sarıldım ben de. elini tuttum, oturduk konuştuk alakasız konulardan…

sonra ben biraz saçını okşadım, sevdim. güzel yüzünde ben var hafif. kötü durduğunu düşünüyordu. yok öyle bişey dedim yanağından öptüm. başını omzuma koydu sonra, dudağından öpünce bir iki saniye tepkisiz kaldı, sonra o da katıldı bana… bunun üzerine ağlamaya başladı. sarıldım, “neden seninleyim bilmiyorum, çok özlüyorum ”onu”, kötüyüm” dedi… biliyordum ”onu”. normaldi böyle hissetmesi. sonra uzun uzun, sımsıkı sarıldım. sanırım daha uygun bir pozisyonda sevişirdik de… saat gece 12ye doğru ona hiç doyamadığımı farkettim. ne öpmek ne de sevişmek yetmezdi belki de o an. ”yanımdayken bile özledim” çünkü. tam da bu değil aslında anlatmak istediğim. anlatamadıklarım herşeyin özü.

ayrilirken “görüşürüz” dedi, ben sadece “umuyorum” dedim. yanağından öptüm, hiç arkama bakmadan gittim. seslendi: “teşekkür ederim”. döndüm gülümsedim. sonra eve döndüm…

saatler sonra her şey farklı görünecekti ona. ama o birini özlese de benim için çok özel. üzecek de olsa da onunla olmak istemek kaçamadiğim. nihayetinde her şey ona bağlı. görüşmemeliydik, ben seni üzerim diye düşünüp ağlayacakti belki de.

bana sürekli; ”aynı şey oluyor. ilişkim kopuyor. insanlarla, arkadaşlarımla… bazen ben konuşmak bile istemiyorum. senle de aynı şey olacak” demişti iki ay önce… kızmıştım ceseretsizliğine ve böyle düşünmesine. fazla belli etmedim ama konuşarak sabah ettiğimiz bir gecenin sonunda son kez konuştuğumuzu söyledim. hiçbir mesajına cevap vermedim. ertesi günün sonunda bana “lütfen kendini benden uzaklaştırma, benim gitmeme de izin verme, kopuyorum çünkü o zaman yazık olur her şeye” diyene kadar.

işte bu yüzden o gece görüşürüz demesine karşılık ”umuyorum” dedim. vademiz dolmuştu diye düşündüm. bu; ‘’sen beni bir daha aramayacaksın ve burada bitecek ama ben seni görmeyi umuyorum” demekti.

hal böyleyken tek bildiğim; kendisi de biliyor ki olacak gibi değil. hayatinda olan adam çok uzaklarda. o ise burda.

sonuç?

zamana olan ihtiyacı arttıran ve umutsuzluğumu az da olsa törpüleyen şey konuşma ve tavırlarındaki belirsizlik… bir en yüksek bulutun tepesinde arp çalacaksın, bir yerin bin kat dibinde kağıt canavarlarla savaşacaksın, tüm özetim bu.

Hadi Yorum Yazalım 14.10.2007 Emre Kurt



Aşka Dair

KATEGORİLER

ALT MENÜ

Ayrılık Mesajları web counter Add to Technorati Favorites